Dijital Dönüşüm | öğrenen ve öğreten organizasyon olabilmek

Dijital çağ hem ürünleri hem de üretim yöntemlerini temellerinden değiştiriyor.

  • Ürün tarafında, ürünün fiziksel bileşenleri/özellikleri pazarda rekabet için artık tek başına yeterli olmuyor. Ürünlerin aynı zamanda ‘algılama, yorumlama ve iletişime geçebilme (SIC)’ özelliklerine de sahip olmaları gerekiyor. Ürünlerin akıllı olması, üreticilerin ürün ile ürün yaşam süreci boyunca (PLC)iletişimde kalmasına ve ürünün artık bir servise dönüşmesine sebep oluyor (PaaS: Product as a Service). 
  • Üretim yöntemleri de bu süreçten nasibini alıyor. Artık devasa atölyeler, klasik üretim anlayışı ve eskinin organizasyonları ile bırakın akıllı ürün yapabilmeyi; konvansiyonel ürünleri bile rekabetçi seviyede üretebilmek oldukça zor görünüyor. Dijital çağ, sonuna kadar teknolojiye endeksli akıllı ürünler ve akıllı üretim sistemleri gerektiriyor. Artık, akıl (smart) olmadan (akıllı ürün, akıllı fabrika) yeni dönemde rekabet edebilmek pek olası görünmüyor. 

I4.0 teknolojileri her iki konu için de elverişli çözümler sunuyor, eğer ki akıllı ürünleri ve akıllı sistemleri tasarlayacak, işlevsel halde tutacak kadrolarınız var ise…

Belki de dijital dönüşüm sürecine başlamadan önce üzerine ilk düşünülmesi gereken konu bu olmalı gibime geliyor: Yetkin, becerikli, öğrenen/öğreten insanlar yetiştiren ve çalışanlarını fabrika vatandaşı yapan kurumsal İK politikalarına sahip olmak. Zira, teknolojik gelişimin exponansiyel olması, deneyim/tecrübe kriterlerinin yerini hızlı öğrenebilme, adapte olabilme ve uyarlayabilme yetisine bırakıyor (agility). Dijital çağda rekabet, yetkinlikte üst seviyelerde olmayı gerektiriyor.

Bu seviyeler elbette ki kolay ve hemen varılabilecek yerler değildir, ancak yola hemen çıkmak gerekiyor. Zira, yola çıkıp varamayan; yoldan çıkıp da varabilen yoktur (T. Emre). Bunun üzerine bir düşünün derim.

ASAP (As Simple as Possible)

Tasarım süreçlerinde alınacak daha çok yolumuz var. Birçok işletmede her sipariş için ürünü neredeyse yeniden tasarlıyor, her yeni tasarımda BoM’u değiştiriyor, her BoM değişiminde tedarik zinciri ve üretim yönetimi maliyetlerine negatif yönde etki ediyoruz. Maliyetlerimiz artıyor, siparişe cevap verme hızımız düşüyor, rekabetçi olamıyoruz. Tasarımın kalitesi bu anlamda önem arz ediyor.

İyi bir tasarımın özellikleri ne olmalıdır diye sorarsanız size iki unsurdan bahsedebilirim.

  1. En iyi tasarım, değişken müşteri beklentilerini karşılamak için yeninden tasarım yapmayı gerektirmeyecek tasarımdır (Modular design like Lego; select modules and built the product)
  2. En iyi tasarım, amaç fonksiyonunu en basit şekilde modelleyen tasarımdır (Supply Chain Flexibility and Manufacturability)

Peki, değişkenlik bu denli yüksek iken hem modüler hem de basit şekilde tasarımı nasıl yapabilmek nasıl mümkün olabilir? İşte anahtar soru bu…

Müşteri ürün aramaz, bir problemine çözüm arar. Tasarım sürecindeki en kritik aşama problemin doğru anlaşılmasıdır. Zira, iyi tanımlanmış bir problem, yarı yarıya çözülmüş demektir. Ancak, problemi tanımlama ve çözüm üretme sürecinde birçok işletme maalesef yanlış strateji izler. Amaç fonksiyonuna çok fazla etki etmeyecek birçok parametreyi tasarlanacak modelin içine alır, çözümü kompleks hale getirir ve mükemmeli sunmaya çalışır. Bu komplekslik, modelin bir kere sonuç üretmesine etki edebilir ancak başka bir problemin çözümünde kullanılabilmesini güçleştirir. 

Bu durumu makine öğrenmesindeki overfitting konseptine benzetebiliriz. Gürültünün (noise, too many parameters) kurgu içine alınması modelin basit ve geleceği ön görebilmesine engel teşkil eder. Oysa, doğada mükemmel bir ‘daire’ mevcut değildir; bilgisayar ortamında da yoktur. Bilim dünyası modelleme yaparken yakınsama (approximation/generalization) yaklaşımını kullanır. Newton’un f=ma ya da Hook’s un F=- kxformülleri gibi birçok matematiksel model yakınsama yani genelleme yaklaşımı ile ortaya atılmıştır. Eğer, bir yay üzerinde değişken yükler ile yay-uzaması deneyi yaparsanız, yayın uzaması ile yük arasında her zaman lineer bir ilişki olmadığını gözlemlersiniz. Ancak, bilim dünyası hesaplamalarda bu lineer modeli kullanır. Çünkü, model ‘YETERİ KADAR İYİ’ yaklaşımı ile geliştirilmiştir ve kabul edilebilecek seviyede doğru sonuçlar üretmektedir.

Amacımız, elbette tüm müşteri beklentilerini tek bir çözüm/model ile karşılamak değildir. Birçok işletmede, alınan siparişlerin ortalama 60% si ‘standard product’ dediğimiz bu kapsama girer. Modüler tasarımlar üzerinden standart çözümler sunmak çeviklik açısından oldukça önemlidir. Aynen, ayakkabıcıların ya da takım elbise üreten işletmelerde olduğu gibi, üretilen ürünlerden biri mutlaka size uyar; eğer çok özel istekleriniz yok ise.

Bu gruba girmeyen yani özel tasarım gerektiren ‘innovative product ‘kapsamına giren siparişler için yapacak bir şey yoktur. Aynen özel terzilerin yaptığı gibi beden ölçüsüne göre tasarım yapılması ve müşterinin de bu özel ilginin ücretini ödemesi gereklidir. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur ise tasarımın müşteri ile birlikte yapılmasının gerekliliğidir. Literatürde ‘Iterative’ ya da ‘spiral development’ olarak tanımlanan bu süreçte, her aşamada (stage gate) müşterinin görüşünün alınması tasarım sürecinin hızını ve kalitesini doğrudan etkiler.

Ürün geliştirmeye devam edeceğiz ve bunu en iyi şekilde yapmak zorundayız. Ürün gamınızı standard ve innovative olarak iki gruba ayırın. Standard ürünlerde modülerliğe ve basitliğe, innovative ürünlerde ise iterative yöntemlerle önem verin derim.

Entegrasyon ve etkisi

VSM (Value Stream Mapping) her alanda işimize yarıyor. Malzemenin ve bilgininin nasıl aktığını, sürecin nerede kesintiye uğradığını ve nereye odaklanılacağının belirlenmesinde oldukça faydalı bir araç. O nedenle literatürde ‘process language’ olarak tanımlanıyor.

Aşağıdaki iki resim arasında sadece ‘1’ adet fark var: entegrasyon. Mühendislik sürecinde üretilen ürün verilerinin ERP’ye entegrasyonu ile elde edilen bu küçük fark, işletmeleri büyük dertlerden kurtarıyor. Satın alma, planlama ve üretim için gerekli olan tüm veriler, mühendislik süreçlerindeki otomatik entegrasyon ile ERP’ye (stok kartı, ürün ağacı, rotalar); ERP ’den de mühendislik süreçleri için gerekli olan farklı veriler PDM’e aktarılıyor (malzeme fiyatı, teslim süresi gibi) ve mühendislik süreçleri sonrasında planlama/üretim fonksiyonlarına kendi işleri haricinde pek bir şey kalmıyor (bunun için PDM tarafında ve ERP ile PDM arasına özel bir yazılım geliştirildi). Veriyi, üretildiği yerden ve gerçek zamanlı olarak bir sonraki sürece doğru olarak aktarabilmek (SSoT: Single Source of Truth) işletmelere çeviklik kazandırıyor. 

ERP – PDM – MES imalat endüstrisindeki en önemli üç ana domain. Sektörde, her üç domain için farklı çözümler mevcutERP (Business Domain) – PDM (Product Domain) – MES (Manufacturing Domnain) imalat endüstrisindeki en önemli üç ana domain. Sektörde, her üç domain için farklı çözümler mevcut.. Her birinin güçlü yönleri var ancak – domainler aralarında etkileşim/entegrasyon olmadan gerçek değer zinciri (value chain) oluşamıyor. Zira, hiçbir domain tek başına işletmelerin rekabet gücüne istenilen katkıyı veremiyor. 

Entegrasyon konusu önemli ancak bir o kadar da zor ve problemlere de gebe. Olası, upgradelerde entegrasyonların da güncellenmesini gerektiriyor. Peki ne yapacağız? Cevabı şu şekilde verebiliriz belki. Entegrasyona gerek bırakmayacak ya da en az entegrasyon gerektirecek teknolojik çözümleri seçebiliriz (platform solutions). Her problem için farklı vendor ile çalışarak mükemmeli aramak yerine, temel ihtiyaçları karşılayacak bir vendor’u stratejik partner olarak seçip, yeteri kadar iyiye odaklanmak şu dönemde daha avantajlı gibime geliyor. Üzerine düşünün derim…

Bilgi olmadan, ihtiyaç tanımlanamaz.

Sürekli üretim, proses endüstrisi, kesikli üretim derken proje bazlı imalat yapan üretim endüstrisinde de ‘Dijitalleşme’ çalışmalarının artış gösterdiğini gözlemliyoruz. Ürün çeşitliliğin yüksek, miktarın düşük olması (High Mix & Low Volume), bu endüstride yalın ve çevik stratejileri (Leagile) birlikte ele almayı gerektiriyor. Zira; kalite ve maliyetin hijyen faktörü olduğu bu endüstride sipariş kazandıran öncelikli unsur ‘hız’. Hız öyle bir etken ki, bazen müşteriler erken teslimat için daha fazla ödeyebiliyorlar.

Proje bazlı imalat endüstrisinde müşteri beklentisinin iyi anlaşılması ile başlayan süreç, ‘planlama, tasarım, tedarik, üretim, sevkiyat, devreye alma ve tahsilat’ ile sonlanıyor (SCOR model). Kâğıt üzerinde kolay gibi gözüken bu değer zincirini yönetmek, özellikle Kobiler için pek kolay değil maalesef. Proje yönetimi ve planlama alanlarında yetkinlik sorunu (İnsan kaynağı); teknoloji altyapı eksiklikleri (Endüstri 3.0 koşulları) ve karar vericilerin teknolojik alandaki bilgi seviyelerindeki yetersizlikler ihtiyaçların doğru tanımlanıp, ideal sistemin kurulmasındaki engeller olarak göze çarpıyor. Tabi ki bütçe konusu da önemli ancak yalın ve çevik stratejiler üzerinden kayıpların elimine edilmesiyle, gerekli kaynağın sağlanabildiğini birçok yerde görmekteyiz. 

Proje bazlı imalat endüstrisinde üç temel kriter mevcuttur: 1) Kalite, 2) Hız, 3) Maliyet. Rekabetçi olabilmek için bu üç unsurun bir arada olması gerekiyor. Bunun için de doğru yapılanma ve ekip çalışması gerekir. Yapılanma konusunda çok şey söylenebilir ancak öncelikli olarak ele alınması gereken konuları genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Her şeyden önce işletme bünyesinde bir proje yönetim ofisi kurularak (PMO) sürece başlanabilir. Satış ile proje yönetimi tamamen farklı konulardır. Satış, müşterinin beklentisini tanımlar; proje yönetimi (PM) ise bu beklentiyi yukarıda bahsettiğimiz üç unsuru dikkate alarak gerçekleştirir. Birçok yerde yanlış şekilde rastlanıldığı gibi PM tasarım sürecini değil, uçtan uca tüm sürecin yönetiminden sorumlu olmalı (SCOR süreçlerinin tamamı) ve proje bünyesinde her fonksiyondan sorumluları barındıran bir yapıyı yönetmelidir. Küçük GM (Value Stream Manager) diyebileceğimiz bu rolün, işletme açısından hayati derecede önemi vardır. Bunu atlamayın…
  • Planlama konusu iyi yönetilmesi gereken bir diğer önemli konu. İşletme içi ya da dışı (fason) fark ermez, tüm kaynakların tek bir elden yönetilmesi gerekiyor. Çünkü, restoranda mutfak bir tane. En çok bağıranın değil planlanan işin yapılabilmesi, gerekli malzemelerin zamanında tedariği ve etkin fason yönetimi için merkezi bir planlama organizasyonu ve bu süreci destekleyen uygun yazılımlar mutlaka ama mutlaka gerekli. Mühendislik sürecinde oluşturulan ürün verilerinin yönetimi ve kaynak planlaması için PDM ve ERP artık olmazda olmaz unsurlar. Bu işin yazılımlar olmadan yapılabilmesi artık mümkün değil. Yazılımları maliyet olarak değil, sizi daha ileri taşıyacak bir kaldıraç olarak görün ve bu işe kaynak ayırın…
  • Tasarım süreci bu aşamada oldukça önem arz eden bir diğer önemli konu. Zira; tasarımda verilen kararlar neticesinde ürün ve tedarik zinciri kurgulanıyor. Unutmayın, üretim ya da tedarik süreçlerinde yaşanan sorunların kök sebeplerinin başında tasarım aşamasında yeterince düşünülmeden verilen kararlar yer almaktadır. Yanlış malzeme seçimi, aşırı ya da yetersiz fonksiyonalite, uygun olmayan proses seçimi, vb., gibi etkenler yol, su, elektrik olarak size mutlaka geri döner. Bu bağlamda eş zamanlı mühendislik ve DFMA konularının ele alınması son derece elzem. Zira, üretilebilirlik ve satılabilirlik konusunda sorun yaşamamak için tasarım sürecinde yavaş yavaş acele etmeli, kervanı yolda düzmek yerine terzi misali iki kere ölçüp, bir kez kesim yapılmalıdır.

Bu konuda çok şeyler yazılabilir. Özetlemek gerekirse; proje bazlı işletmeler artık konvansiyonel metotları bırakıp, yenilikçi üretim tekniklerini uygulamak zorundalar. Proje yönetim metodolojisi, tedarik zinciri yönetimi ve etkin ürün tasarım süreçleri olmadan rekabetçi olabilmek artık olanaksız. Stratejinizi bu yönde belirleyin, insan kaynağınızı eğitin ve teknolojik alt yapınıza yatırım yapın. Muhtaç olduğunuz bütçe, mevcut süreçlerinizin içindeki kayıplar içinde saklıdır.

Ancak bu sonuca ulaşabilmek için doğru stratejiyi kurgulamak gerekir. Strateji yapabilmek ya da ihtiyaçları tanımlayabilmek için ise öncelikle okumak, öğrenmek ve öğretmek zorundasınız. Unutmayın; bilgi olmadan ihtiyaçlar tanımlanamaz.

Operasyonel Mükemmellik Sertifika Programı

Internet, IoT, CPS ve Big Data üzerinden tanımladığımız gelişim süreci bizi Akıllı Fabrikalar üzerinden Akıllı Ürünler geliştiremeyenlerin içinde yer alamayacağı, iş modellerin bambaşka boyutlara geleceği, entegrasyon ve adaptasyonun ana ilke olduğu yeni ve zorlu bir sistem dönemine çekiyor: Big Data Driven Smart Manufacturing.

İmalat Sanayisi olarak bunu başarabilmek için ‘Yalın, Çevik ve Altı Sigma’ prensiplerini, Endüstri 4.0 teknolojileri ile birleştirip, Akıllı Fabrikalar kurmamız; bunun içinde bilgi seviyesi yüksek iş gücüne sahip olmamız gereklidir.

Bu program, işletmelerin ‘Dijital Çağda’ rekabetçi olabilmeleri için gerekli olan araç ve metotları, işletmeleri geleceğe taşıyacak genç mühendis ve yöneticilere aktarmak üzere tasarlanmıştır.

Programa detayı ve ön-kayıt için linke tıklayınız.

Yeni Nesil Öğrenme: LMS (Learning Management System)

Eğitim hep önemli deriz, ancak pek azımız bu ağır cümlenin gereğini yerine getiririz. Eğitim için birçok yerde zaman yoktur, bütçe yoktur…

Meşhur bir hikâye vardır, eğitim ile ilgili. Yeri gelmişken bahsetmezsek olmaz. Oldukça büyük bir firmanın finans direktörü, genel müdüre sorar: ‘Sayın genel müdürüm; bunca insana, tonla para verip eğitim aldırıyoruz. Ya, bu insanlar işi bırakırlarsa, ne yaparız?’. Genel müdürün cevabı oldukça ibretliktir:’ Sayın direktörüm; ya bu insanlara eğitim vermez ve bu kişiler işlerini yapmaya devam ederelerse, ne yaparız?’, olur.

İş yerlerinde eğitim birimleri görüyoruz; Akademi altında. Akademi, Platon’dan bu yana kullanılan bir terim, ancak bazen içi o kadar boş ki! Eğitim planlaması denilen kavram excel tablolarından öteye geçmiyor. İşletme çalışanları için gerekli olan zorunlu eğitimler bile, sadece verilmiş olmak için yapılıyor maalesef.

Burada bir tanımı iyi yapmak gerekiyor. Liderin görevi nedir? Bununla ilgili birçok süslü tanım duyabiliriz. Bir tane de ben söyleyeyim. Liderin görevi, kedine bağlı kadroyu geliştirmek, eğitmektir. Öğretmen lider denilen kavram tam da bu anlama geliyor. İyi eğitim almış, görmüş/geçirmiş bir lider; işi gücü bırakır, ekibinin işleri daha doğru, hızlı ve verimli yapması için kafa yorar.

Öğrenme ve eğitim süreçlerinde yeni bir döneme giriyoruz. Bilgi çağının gerekliliği olan yeniyi, hızlı öğrenebilmek ve büyük veri döneminin gerekliliği olan öğrenileni süratle uygulayabilmek rekabette fark oluşturan en önemli unsurların başında geliyor. Bunun fakında olan birçok işletme/organizasyon yeni dönemin gerekliliklerine göre süreçlerini güncelliyor, yeni öğreti modelleri üzerinden en değerli varlıları yani insanlarının eğitim ve gelişimi için farklı yöntemler geliştiriyor. Bunlardan biri de LMS (Learning Management System) denilen eğitim yönetim sistemleri. Henüz Kobilerimizin birçoğu LMS (yeni öğrenim modeli) ile tanışmamış olsa dahi LMS’ lerin giderek yaygınlaşmaya başlaması yeni bir dönemin başlangıcı gibi. Zaman ve mekân sorunlarını ortadan kaldırması, toplu / hızlı öğrenme sürecine oldukça büyük katkı yapması ve en önemlisi öğrenmek isteyene sınırsız imkanlar sunması, bence LMS’ lerin en önemli özelliği. Yakın bir zamanda ERP, MES gibi LMS ‘ler de işletmeler için vazgeçilemez bir modül olacağa benziyor; özellikle insana yatırımın en önemli gereksinim olduğu dijital dönüşüm süreçlerinde.

***

LeanOfis Akademi | Bireysel (https://lnkd.in/ge6miyP ) ya da kurumsal kayıt için bizi arayabilirsiniz.

Çevik Üretim | Yatay Entegrasyon ve Uzmanlığa Odaklanma

Üretimde geldiğimiz mevcut koşullar işletmelerin tek başına rekabet edebilmesini olanaksız kılıyor (Solo act does not work anymore). İşletmelerin değil ‘Tedarik Zincirlerinin’ rekabet ettiği günümüz koşullarında iki ana konu ön plana çıkıyor: Yatay entegrasyon ve Uzmanlığa odaklanma.

Yatay entegrasyon, tedarik zinciri üzerinde yer alan tüm bileşenlerin (tedarikçiden, müşteriye kadar) ortak bir platform üzerinden etkin iletişim kurabilmesine olanak sağlayan sistemler bütünüdür. Bilginin üretildiği yerde, doğru, güvenli ve hızlı bir şekilde paydaşlar arasında paylaşılması üstün ateş gücü sağlıyor. Bunun farkında olan işletmeler bu alana oldukça fazla yatırım yapıyorlar. Yatay entegrasyon için öncelikle iyi bir ERP sistemine; ERP sistemi üzerinden yatay iletişim kurabilmek için bulut entegrasyonuna; bulut üzerinde oluşan büyük verinin analizi için büyük veri analitiği gibi araçlara gereksinimi vardır. Kısaca, veri güdümlü operasyonlar için yatay entegrasyona ve 4.0 teknolojilerine oldukça fazla ihtiyacımız var gibi görünüyor.

Uzmanlığa odaklanma işletmelerin öncelikle en iyi yaptığı işi yapmaları ve daha az uzman oldukları konuları, kendilerinden daha uzman olan işletmelere kaydırmaları anlamına gelir. Stratejik iş birliği ya da outsourcingolarak da tanımlanabilecek bu süreç çeviklik için olmazda olmaz unsurlardandır. Kapasite, teknoloji ve uzman iş gücüne daha kolay erişim, finansal riskin paylaşılması, pazara daha hızlı giriş ve ölçek ekonomisinin etkisi ile daha ucuza mal etme gibi faydalarının olmasına karşın dış kaynağa bağımlı olmak, kritik bilgilerin başkaları tarafından kullanılması gibi riskleri de mevcuttur. Ancak, iyi yönetilen bir süreçte faydaları risklerine göre daha fazladır.

Rekabet edebilmek için etkin stratejilere ihtiyacımız var. Çeviklik kapsamında yatay entegrasyon ve uzmanlığa odaklanma konuları üzerine kısa/orta vade stratejik planların yapılması son derece önemlidir. IT altyapısının geliştirilmesi, kurumsal iş yazılımlarının süreçlere entegrasyonu ve stratejik satın alma / tedarik zinciri yönetimi süreçlerinde iyileştirmeler yapmak zorundayız.

Çevik Üretim ve Endüstri 4.0

İşletmeler değişen koşullar altında hiç olmadıkları kadar ÇEVİK olmak zorundalar. Ürün çeşitliliği artıyor, ürün yaşam süresi kısalıyor. İş birliği, bilginin paylaşımı / etkin kullanımı fark oluşturuyor.

İşte bu aşamada 4.0 kavramı devreye girmektedir. Endüstri 4.0’ı tek cümle ile “Çevik stratejiler üzerine teknolojinin giydirilmesidir”, şeklinde tanımlayabiliriz. Günümüzün ana konusu çeviklik. Hız ve Esnekliğin kombinasyonu olan çevikliği elde etmeden rekabet edilebilmesi pek kolay gözükmüyor.

Çevik olmak için ilk koşul Yalın olmak; ikinci koşul ise tedarik zincirinde yatay entegrasyona gitmektir.  Yalın işletmenizde süreçleri basitleştirmenize, kayıpları elimine ederek bütçe oluşturmanıza; entegrasyon ise bilgiyi etkin paylaşmanıza etki eder. 4.0 ise tüm bunları daha hızlı yapmanıza olanak sağlar.

Şimdi size az bilinen bir sır vereyim. Operasyonel mükemmelliği yakalayan firmalar ile klasik firmaları birbirinden ayıran en önemli özelliğin ne olduğunu açıklayalım. Klasik firmalar makine çevrim süresini daha da iyileştirmek gibi değer üreten faaliyet üzerinde iyileştirme çalışmaları yaparlarken; operasyonel mükemmelliği yakalamış firmalar bunun aksine kayıplara odaklanarak değer üretmeyen faaliyetleri ortadan kaldırmaya/azaltmaya çalışırlar. İşte temel fark buradadır. Şimdi bunun ne olduğunu bir örnek üzerinden açıklayalım.

Örneğin üç adımdan oluşan bir boru bükme süreci düşünelim. İlk adımda makine ayarlanacak (set-up), ikinci adımda malzeme büküm yerleri ölçülecek/işaretlenecek (markalama) ve son adımda ise boru makinede bükülecek olsun. Bu durumda değer ve kayıpların nerede olduğuna bakılması gerekir. Süreç içinde gerçek değer (müşterinin para ödemeye rıza gösterdiği faaliyet) makinede boru bükme işlemidir. Set-up ve markalama gerçekte değer üretmeyen faaliyettir, ancak ürün çıkarmak için bu adımların da yapılması da gereklidir. Ancak set-up ve markalama işlemlerinin içinde ‘bekleme, arama, yürüme, vs.’ gibi kayıplar vardır. Bu kayıpların elimine edilmesi zor değildir. Bırakın makine kendi işlem zamanı şimdilik olduğu gibi kalsın. Size önce makinenin çalışması için gereken zamanı kısaltın ki (set-up, ayar) makine daha çok çalışsın. Kısaca kayıplara odaklanın…

Çevik Üretim ve Akıllı Fabrikalar

Belirsizliğin ve türbülansların oldukça fazla olduğu rekabet koşullarında bir işletmenin en önemli rekabet avantası değişme adapte olabilme yeteneğidir. Bu da ancak çevik stratejiler ile elde edilebilir.

Çeviklik, esneklik ile karıştırılmamalıdır.

  • Esneklik; öngörülebilen değişimlere tepki verebilme yeteneğidir. Ana teması farklı işleri farklı yöntemler ile yapabilmektir. Süreç, ekipman boyutunda değişimi irdeler ve genelde firma içine odaklanır. Hızlı ürün dönüşü (set-up), modüler üretim hatları gibi kavramlar esneklik faktörünün bileşenleridir.
  • Çeviklik ise hız ve esnekliğin kombinasyonudur. Daha ziyade öngörülemeyen değişimleri yönetmek üzere, tüm tedarik zincirine odaklanır. Bunun için pazara duyarlılık, uzmanlığa odaklanma, stratejik iş birliği, süreç entegrasyonu gibi konseptler üzerinden, konuyu sistem ve insan boyutunda ele alır. Pazarın beklentilerini herkesten önce algılayıp, beklentilere karşılık verecek ürünleri hızlı bir şekilde geliştirip, pazara sunmak ve bunları maliyet, kaliteden ödün vermeden yapabilmek ana temasıdır.

İşletmeler üç konuda çevik olmak durumdalar.

  1. Yeni ürün geliştirme süreci (NPD),
  2. Talep artışı/azalışına karşı reaksiyon gösterme (Volume),
  3. Ürün çeşitliliği (Product Mix)