Operasyonel Mükemmellik

Teslimat gecikmeleri, üretim fireleri, operasyonlarda verimsizlik, hareket görmeyen stoklar ya da müşteri iadeleri gibi sorunlar hemen her işletmenin karşılaştığı temel sorunların başında geliyor. İşletmeler genelde bu sorunları tekrar tekrar görüyor, nadiren de olsa yeni tür sorunlar ile karşılaşıyorlar. Bu problemlerin kök nedenleri bazen bilinse dahi kalıcı çözüm geliştirme konusunda oldukça zorlanıyoruz! Peki, ama neden?

Size burada üç ana etkenden bahsedeceğim: Doğru odak noktası, bedel ödemek ve modelleme yapabilmek.

  • İşletmeler genelde performanslarını ‘ne kadar iyiyiz?’ formatında irdelerler. Öncelikli olarak ciro ya da üretim adetlerini sorgularlar. Bu yanlış değildir, ancak mükemmelliğe ulaşmak için yeterli de değildir. Operasyonel Mükemmelliği yakalamış firmaları diğer işletmelerden ayıran en belirgin özellik nereye odaklandıklarıdır. Bu tür işletmelerin odak noktaları iyi yaptıkları değil yapamadıklarıdır (kayıplar) ve bu işletmeler güne ‘dün neyi yanlış yaptık / ne öğrendik?’ sorgusu ile başlarlar. ASAKAI toplantılarında, önce iş güvenliği (Safety), sonra kalite (Quality), ardından teslimat (Delivery) ve bunlardan sonra performans (Performance) ve Sürdürülebilirlik (Sustainability) konularının sorgulanmasının temel nedeni, bu işletmelerin DNA’sında olan Sürekli İyileştirme tutkusudur.
  • Sürekli İyileştirme tutkusu, bu firmalarda, temel hedefin sadece kendi alanlarında en iyi olmak değil endüstride örnek alınacak süreçlere sahip mükemmel bir firma olmasını tetikler.  İyi olmak için elinizden geleni yapmayı çabalamak bir nebze size yardımcı olabilir. Ancak mükemmellik, bu sürecin ötesinde daha derin bir çaba ve özveriyle birlikte gerekeni yapmayı gerektirir. Mükemmelliği hedeflemek, yalnızca hedef tanımlamak ve stratejiler geliştirmekle değil, aynı zamanda gereken bedelleri ödemekle de ilgilidir. Mükemmellik, aynen kömürün elmasa dönüşüm fazında olduğu gibi uzun süreli ve yoğun bir süreç (çaba) gerektirir. Bu süreçte, bu tür işletmeler sınırları zorlar, yüksek standartlara ulaşmak için ekstra çaba harcar ve sürekli olarak kendilerini geliştirirler.
  • Sürekli gelişim ve adaptasyon bu tür işletmelerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bilgiyi kullanmanın ‘gerçek güç’ olduğu olgusuna inanılan bu işletmelerde, bu unsurları yönetmenin koşulu belirsizliği kabullenmek ve sürekli yetkin iş gücüne sahip olmaktır. Bu bağlamda, bazı durumlarda epey zaman alıcı bir süreç olan yaparak/deneyerek öğrenmek yerine başkalarının neler yaptığını irdeleme/inceleme, buradan alınan dersler ile aynı hatayı yapmadan daha hızlı doğru sonuca ulaşabilme konusuna odaklanırlar ve öğrendiklerini bir modele oturturlar. Bu demek değildir ki yeni bir şeyler denemezler, ancak her defasında Amerika’yı yeniden keşfetmezler.

 Operasyonel Mükemmelliğe ulaşabileceğinizi ya da ulaşamayacağınızı düşünebilirsiniz. Aslında, her iki durumda da haklısınız. Ancak, unutulmamalıdır ki birileri bunu başarmışsa, neden biz de başarmayalım. Bunun üzerine etraflıca düşünün derim.

10000 Saat Özgül Çalışma: Hedef Belirleme, Odaklanma ve Sonuç

Günümüzde başarılı insanların ortak özelliklerini incelediğimizde, birçok faktörün etkili olduğunu görürüz. Ancak, hedef belirleme, odaklanma ve gereken çabayı gösterme unsurlarının başarı yolunda ön plana çıktığını belirtebiliriz. Bu unsurlar, Malcolm Gladwell ‘in “Outliers: The Story of Success” kitabında ortaya attığı 10.000 saat kuralıyla ilişkilendirilebilir. Bu kural, belirli bir alanda yüksek uzmanlık seviyesine ulaşmak için yaklaşık 10.000 saatlik özgül bir çalışma yapan bireylerin, o alanda ustalık veya uzmanlık seviyesine ulaşma olasılığının daha yüksek olduğunu iler sürer. Başarı için sadece yeteneğin yeterli olmadığını ve yüksek bir yetkinlik seviyesine ulaşmada odaklanmış ve sürekli bir çabanın önemli bir faktör olduğunu savunur.

Elbette ki, uzmanlığa ulaşmak için gereken gerçek zaman, becerinin karmaşıklığı, bireyin öğrenme yeteneği, çalışmanın kalitesi ve diğer çevresel faktörlere bağlı olarak değişebilir. Bu rakam (10.000 saat) bu aşamada oldukça uzun bir zaman olarak da düşünülebilir.

Gladwell, bu fikri psikolog Anders Ericsson’ in uzmanlığın gelişiminde özgül bir çalışmanın rolünü incelediği araştırmalarına dayandırmıştır (keman çalan çocuklar). Ericsson’un çalışmaları uzmanlığın gelişiminde özgül çalışmanın önemini vurgulamaktadır. Sıradan tekrarlar veya bilinçsiz zaman geçirmekle uzmanlık seviyesine ulaşmanın mümkün olmadığını, bunun yerine, özgül çalışma adı verilen yoğun ve odaklı bir çalışma gerekliliğini savunur.

Özgül çalışma, belirli becerilerin geliştirilmesine odaklanan, konsantre bir şekilde yapılan yoğun ve bilinçli çalışmayı ifade eder. Kişinin konfor alanının ötesine geçmesini, geri bildirim almasını ve performansı iyileştirmek için sürekli düzeltmeler yapmasını içerir.  Özgül çalışma sürecinde, birey belirli bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşmak için planlı bir şekilde çalışır. Odaklanma, dikkatin dağılmasını engeller ve beceri geliştirmeye yönelik pratiklere yoğunlaşmayı sağlar. Uzmanlardan veya deneyimli öğretmenlerden alınan geri bildirimler, hataların düzeltilmesi ve performansın iyileştirilmesi için rehberlik sağlar. Süreç içinde bireyler, sınırlarını zorlayacak ve becerilerini geliştirecek zorlu görevlerle karşılaşır. Bu zorluklar, dayanıklılığı artırır ve başarıya ulaşmak için engellerin üstesinden gelmeyi öğretir.

Tabi burada zaman yönetimi de devreye giriyor. Gerekli zamanı ortaya çıkarmak için bazen Newton gibi sandalye üzerinde elimizde demir gülle ile uyumak ya da Arnold ’un dediği gibi 8 saat yerine 6 saat uyumak için hızlı uyumayı öğrenmek gerekiyor!

Özetle, hedef eğer ki sizi gerçekten uykusuz bırakıyorsa bir hedeftir. Gupta’nın dediği gibi, “The difference between aim and dream is that dream requires good sleep to see it, while aim requires sleepless nights and effort to fulfill it”.

Üzerine bir düşünün derim…